Kahve molası...

Her gün yalnızca kısa bir kişisel ifade. 

Ask me
Twitter
Archive




Kahve molası...

Her gün yalnızca kısa bir kişisel ifade. 

Ask me
Twitter
Archive

yasiyorum(dot)net’teki blogunu neden kapattın?


Uzun zaman önce, internette önce otomobiller daha sonra sosyal medya ve ziyaretçi sayısı yönünden iyi prim yapan teknolojik aletlere yönelik haberler yapan ve bunlara kişisel fikirlerini katarak içeriği bize uygun hale getirmeye çalışan web sitelerini takip etmeye başlamıştım, ardından bloglar geldi.

Ziyaret ettiğim blogların içeriklerini incelediğimde karşıma çıkan en önemli şey, ürünlere yada hizmetlere yönelik şeyleri yazarken onlar konusunda detaylıca fikir sahibi olmanın pek gerekli olmadığıydı. Yani halihazırda internet üzerinde hakkında bir şeyler yazmak istediğiniz ürün / hizmet hakkında bir şeyler bulabiliyordunuz.

Kişisel olarak dert ettiğim en önemli konu ise, çoğunlukla yerli blogların takındıkları içerik oluşturma tatkikleriydi. Halen sıkıldığımda takip ettiğim yaklaşık 100 tane kadar Türkçe blog var ve içlerinde çıkan yazılar, kişisel bir fikir ifadesinden çok markaların dağıttığı bültenlerin bir kaç kelimesinin değiştirilerek yeniden yazılmış hissi verilmeye çalışılmış hali gibi. Eleştirme adına pek bir şey yok hangisine baksanız, İngilizce yazılmış bir blogda okuduğum kadar zevk alamaz hale geldim Türkçe bloglarda. Bir marka neyi nasıl ve artılarıyla eksileriyle yapmıştan daha çok gönüllü reklamcılar haline geldi popüler bloglar. Markalar talep etmeden ürün yerleştirmeyi başardı yüksek trafik çeken web sitelerine. Hemen hemen hepsinde Apple’ın yeni iPhone 6’sı yada Samsung’un Galaxy serisine kattığı yeni bir tableti yada saatine dair en az üç tane haber (?) var. Haber mi yapıyoruz yoksa blog mu yazıyoruz? Temel ayrım noktamız bence kaydı.

'Hepimiz gerçekten bunlarla bu kadar çok ilgilenmek zorunda mıyız' diye sordum kendime.

Daima, ürünlerin yada hizmetlerin iyi taraflarını ortaya çıkaran yazılar görmekten sıkılmaya başladım ve yasiyorum.net’te de bu tavır içine girdiğimi fark ettiğimde artık teknoloji, otomobiller, sosyal medya yada aklıma gelen başka konular hakkında detaylı ve kapsamlı yazılar yazmanın pek gereğinin olmadığını fark ettim. Her ne kadar yararlı, faydalı yada işe yarar bilgi yaratmaya çalışırsanız üzgünüm ki karşılığını göremiyorsunuz ve bir kaç yıldır da gönüllülük esasına göre işler yapmamaya özen gösteriyorum. Bütün bu teknolojik gelişmeler, sosyal medya çeşitlenmesi yada yeni otomobillerin çıkışı benim günümün içindeki bir kaç saati işgal etmemeliydi belki de. Hepimiz gerçekten bunlarla bu kadar çok ilgilenmek zorunda mıyız? diye sordum kendime ve verdiğim yanıt Hayır oldu. Yalnızca okuyucu tarafında olmanın kendii nasıl hissettireceğini bir süre takip ettim. Yalnızca okumak, onları kendime ait bir alanda tekrar yazmak ve yayınlamaktan daha heyecan verici geldi bana. Kendime ve uzun süredir yapmak istediğim şeylere zamanım kalmaya başladığında, kişisel zaman yönetimim konusunda daha verimli hale gelmeye başladım.

Birileri çalışıyor, yapıyor ve başarıyor fakat biz yalnızca çenemizi yoruyoruz.

Öteki yandan, özellikle sosyal medya ve e-ticaret ile ilgili gelişmeleri takip etmek zorunluluğum var yaptığım işten ötürü. Bunların da içerik üreticiler tarafından fazla zorlama taktiklerle şekillendirildiğini düşünüyorum. Mesela geçenlerde Facebook'un yeni bağlantı hızına göre reklam gösterme seçeneğinin aktif edildiğini duydum yada Twitter'ın analiz servisini herkese sunduğunu okudum. Yada çok daha spesifik olarak Samsung, neredeyse her gün yeni bir ürün çıkarıp piyasaya veriliyor. Bunlar, uğruna satırlarca, paragraflarca metin yazılarak web sitelerin yerleştirilecek konular değil. Ne yani, teknoloji konusunda yazmayı seviyorum diye oturup her hafta Samsung'un yeni bir ürünü için nette araştırma yapıp paragraflarca yazı mı yazmalıydım? Acı ki, birileri çalışıp yapıp başarırken biz malesef yalnızca çenelerimizi ve dolayısıyla parmaklarımızı yormaktan öteye gidemiyoruz. Başkalarının başarılarının üzerinden içerik üretip ve bunu organik yada başka şekillerde web sitemize koyduğumuz reklamlarla kazanca dönüştürmeye çalışıyoruz. Aktif olarak kendi fikirlerimi ve deneyimlerimi daha iyi kullanmam gerektiğinin farkındayım artık.

Üzüldüğüm en önemli nokta ise, blogların adeta bir reklam çöplüğü ile kişisel fikrimce boş içerik mezarlığına döndüğü gerçeğini bir türlü kabul edemiyor oluşumuz. Bilmem ne hakkındaki 7 ipucu yada belirli bir konuda bizi başarılı kılacak olan 10 tane şey gibi başlıklar, şu anda bile hala ziyaretçi kapmak adına iyi prim yapıyor fakat insanlar neden işleri konusunda anonim bilgi yaratarak kazançlarını başkalarına kaptırsınlar ki? Yani, ben bu halimle bile kaptırmak istemezdim :).

Kısaca toparlamak gerekirse, yasiyorum.net’i yukarıda saydığım yada saymayı unuttuğum tarzdaki bir web sitesi olarak hiç bir zaman hayal etmediğim için artık onun için içerik üretmeyi doğru bulmadım ve yalnızca bana özel, beni etkileyen yada benim işime yarayan, ilgimi çeken şeyleri koyduğum bir tumblr bloguna çevirdim. Aradığım konu hakkında biraz yerli çoğunlukla da yabancı kaynakları tarayınca karşıma gayet iyi sonuçlar çıkarken bir de ben bu karmaşanın içinden sıyrılma derdine girmek istemedim bir noktadan sonra. Kaldı ki, bir konuda kendimi ifade etmem, fikir belirtmem yada profesyonel görüş açıklamam için daha az çaba sarf edip daha çok insana ulaşacağım başka platformlar hala var ve güçlenerek yayınlarına devam ediyorlar. Kendi yönetimimdeki blogumda yazılarımın anahtar kelimesi, başlığı, analizi, bağlantısı, arama motoru optimizasyonu derken aslında karşılıksız olarak büyük bir emek sarf ediyordum oraya ve bu amatör çaba, benim artık zaman ayırabileceğim bir eylem değil. Hem farklı kaynaklar kullanmak bu aralar çok daha iyi bir seçenek gibi göründü. Endüstriyel boyutlarda bir mekanizma geliştirilmediği taktirde de bireysel çabaların pastadan dilim kapmasının kolay olacağını düşünmüyorum bu çerçevede artık.

Hafif bi şarkı çalsın
Hafiflesin duygularımız
Yetmez mi hayatta durmadan
Ağıtlar yakışımız

E-ticaret Mag’den Mehmet Göksu, girişimcilerin işe başlarken kaçınması gereken konular hakkında bir derleme yapmış. Okumakta fayda var.

Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne…

Ankara belediyesinin metroya entegre edilen belediye otobüsleri kararı, şehir yönetimi ve trafik planlaması açısından son derece iyi görünüyor. Özellikle uzun hatların belirli güzergahlardaki seyhatlerinin gereksiz miktarda uzun olduğu konusunda kişisel deneyimlerim de var.

Bu durum, şu anda iyi ve güzel gibi görünse de, halihazırda sistemin giderilememiş pek çok aksaklığı var.

  • Trenler: Sincan (?) metrosu ile Koru metrosunun içinde çalışan trenler hala yarım. Yani ikili setler halindeki 6 vagon yerine tek setli 3 vagon çalışıyor ve bu şu anda bile Batıkent - OSB yada Kızılay - Koru yolcularının ihtiyaçlarını karşılamıyor. Trenler çok kalabalık, iklimlendirme sistemleri yeterli değil.
  • Tren saatleri: Özellikle aktarma bağlantılı duraklarda fazla insan yığılması oluyor. Zaten kısa olan trenlere binmek daha zor oluyor. Trenlerin sayısı en az iki katına çıkartılmalı, en azından sabah ve akşam saatlerinde. Böylece şehir içi seyahatlerin süresi de kısaltılabilir.
  • Aktarma: Pek hareketli olmayan noktalara aktarma bağlamak, o bölgeleri hareketlendirmek için iyi bir seçenek. Fakat trenlerin bağlantı otobüsleri zamanında gelmiyor, gelmediği gibi kalkmıyor. Gerekçeleri ise trafik. Bu da, lastik tekerlekli otobüslerle daha kısa sürede gidilebilecek olan yolun demiryolu + lastik tekerlekli kombinasyonu ile ortalama 25% daha fazla zamanda gidilmesi demek oluyor. Bağlantı duraklarındaki otobüslerin sayısı ve kalkış saatleri dengeli olarak ayarlanmalı yada sistem oturana kadar eski hatlarında çalışan otobüsler destek amacıyla çalıştırılmalı.
  • Ücretlendirme: Planın benzerlik gösterdiği İzmir’de örneğin, 1.30 saatlik bir zaman dilimindeki aktarmalardan herhangi bir ücret alınmıyor. Bu da demek oluyor ki, aslında ESHOT, metro ve İZBAN arasındaki aktarma mekanizmaları ile ortalama olarak 2 TL’ye Bademler’den Foça’ya kadar gidebilirken Ankara’da 541 + M3 kombinasyonunu kullanarak 2.75TL’ye yalnızca şehre varabileceksiniz. Ankara belediyesi de metro ve otobüs bağlantılarından yalnızca tek bir bilet ücreti almalı.EGO’nun web sitesindeki açıklamaya göre, yeni açılan ring hatlarından ilk 75 dakika içinde ücret alınmayacağı belirtiliyor; bu ücretlendirme mekanizması, Ankara içindeki tüm  metro bağlantılı toplu taşıma hatlarında için geçerli olmalı.
  • Sistemlerin güvenliği: Ankara’nın yeni metro sistemlerinin siyasi rant sağlama çabası dahilinde test edilmeden açıldığı gün gibi ortada. Yağmurlu havalarda istasyonları su basıyor, sistemi kullananlar endüstriyel boyuttaki elektriğe kapılma tehlikesinin yanında sistemden aktif olarak faydalanamama ihtimali ile başbaşa. Altyapılar gözden geçilirmeli ve metro sistemleri daha güvenli hale getirilmeli.

Any.Do ile senkronize çalışan minimal bir takvim. Kesinlikle yüklemelisiniz. Google ile senkronize olabiliyor.

"Acıyı süsler, büyütürüz. İçinde debelenir yaşamlarımızı ele geçirmesine izin veririz."

-Neden canımız yanar? / Dr. Frank T. Vertosick Jr. / TÜBİTAK Popüler Bilim Yayınları

Bu bilgisayar altlığının ahşap oluşuna bayıldım. Ben de zaten ofislerimde doğa parçalarını kullanmayı her zaman sevmişimdir. Bir kaç yıl önceki ofisimde bir kaç odun parçası, Gaziosmanpaşa’daki ofisimde ise çiçekli bir bitki vardı.

Bu bilgisayar altlığının ahşap oluşuna bayıldım. Ben de zaten ofislerimde doğa parçalarını kullanmayı her zaman sevmişimdir. Bir kaç yıl önceki ofisimde bir kaç odun parçası, Gaziosmanpaşa’daki ofisimde ise çiçekli bir bitki vardı.

Eğer bir ‘yapılacaklar listesi’ne ihtiyacınız varsa, Any.Do sini için biçilmiş kaftan. Deneyin. Pişman olmayacaksınız.

Bu arkadaşın farlarını Mini Cooper’a kim benzetti?

Wordpress’in üreticisi Automattic, Android altyapısını kullanan cihazlar için eğlenceli bir uygulama yaratmış: Selfie. Kendini çekme hastalığına tuutlanlar için bulunmaz nimet olan bu uygulama, duyguları, düşünceleri selfie ile ifade etmeye yarıyor. Aynı zamanda yüklenen diğer fotroğraflara kendi selfielerinizle yanıt verebiliyorsunuz.

Skoda’nın en küçük otomobilinin üstünü açmaya karar vermesi harika bir fikir. İsmi Citijet. Ayrıca bir tane de GTI modeli üretilecek. Bir benzerini Seat’ın Ibiza’sında görmüştük. Kesinlikle daha çok tercih edilecek!

Skoda’nın en küçük otomobilinin üstünü açmaya karar vermesi harika bir fikir. İsmi Citijet. Ayrıca bir tane de GTI modeli üretilecek. Bir benzerini Seat’ın Ibiza’sında görmüştük. Kesinlikle daha çok tercih edilecek!

Olinka Vištica ve Dražen Grubišić tarafından oluşturulan bu müze, yaşanan ilişkilerin ardından insanların ilişkilerine dair hatıralarını barındıran, gezici özellikteki bir sanat koleksiyonu. Amacı, ilişkilerin bitişinin insanların üzerineki yıkıcı etkisini azaltmak.

BMW’nin 1-Serisi’nin coupé versiyonu olan 2-Serisi’ni piyasaya vermesi bence iyi bir pazarlama alternatifi. Bununla birlikte 2-Serisi için bir çok yönlü kompakt otomobil yapması, ürün gamını yaygınlaştırması için başka bir olumlu strateji.

BMW’nin 1-Serisi’nin coupé versiyonu olan 2-Serisi’ni piyasaya vermesi bence iyi bir pazarlama alternatifi. Bununla birlikte 2-Serisi için bir çok yönlü kompakt otomobil yapması, ürün gamını yaygınlaştırması için başka bir olumlu strateji.

Hangisi İK’cı olmalı?

Mercedes - Benz Türk’ten Airbus’a kadar pek çok firmaya üretim yapan yerel bir şirkete İŞKUR vasıtasıyla bir davet mektubu aldım. Halihazırda bir mühendislik diplomam varken neden vasıfsız işçi pozisyonuna yönlendirildim, onu da bilmiyorum. 

Yaşadığım yere çok yakın olduğu ve İŞKUR davetlerini kaçırmamak gerektiği için sabahın köründe yola koyuldum ve vardığımda neredeyse 1,30 saat bekletildim.

İş arayana gösterilen nezaketin yada duyulan saygının biçiminden, çeşidinden bahsedecek değilim, çünkü halihazırda öyle birşey yok çoğu şirkette. Senli benli muhabbetler, azarlar gibi konuşmalar…

Bu sefer değinmek istediğim şey, insan kaynakları birimlerinin niteliği ile ilgili. Muhasebecisi de insan kaynağına bakabiliyor, insan kaynakları uzmanı da.

Çirkin şekilde yüzleştiğim gerçekse, muhasebecisinin İK’dan ne anladığı ve neye göre bir eleme gerçekleştirdiği, İK’cısının da aslında çalışanların performansları ve işle olan ilgileri üzerinden genel fikirlere bağlı olarak bana göre yüzeysel davrandığı.

Acaba hangisi İK’cı olmalı; kendini insan sarrafı ilan eden muhasebeci mi, kendinizi yalnızca talep ettiği gibi ifade edemediniz diye görüşmenizi olumsuz sonuçlandıran insan kaynakları uzmanı mı?

Muhasebecisi kendi işine baksın bence, İK’Sıcı da kendini geliştirsin. Enseye tokat insan kaynağı olmaz.

Patronların işe aldığı dönemler daha mı iyidi ne?

Daha önce ‘Ansızın’ isimli enfes parçasını paylaştığım Görkem Han Jr, Lou Mistrau ve Darkside ile birikte yaptığı yeni parçasını yayınladı. Midnight yani gece yarısı ismini taşıyan şarkının sözleri yine Görkem Han’a ait.